25 Haziran 2016 Cumartesi


Yatkınlık (Susceptibility)

Her ekosistemin bileşeni olan, canlı varlık mikroorganizmalar yeryüzündeki yaşamın devamlılıği açısından vazgeçilmezdir. Azot döngüsünü sağlaması, çevre koruması, tıbbi teknoloji, gıda işleme, ve toprağın verimi gibi birçok yerde eşsiz rolleri vardır. Bunların bazıları ise hastalık oluşturma potansiyeli olarak patojenik mikroorganizmalardir. (1) Ancak, hastalık yalnızca mikrobiyal patojenin yönettiği değil, daha çok bireysel yatkınlıkla (susceptibility) patojen arasındaki dinamik etki, artı çevresel maruziyetle beraber üçlü bir eylemdir. Hatta, yatkınlık için nihai nedenler olarak şüpheli genleri, kazanılmış faktörleri ve çevre risklerinin yanı sıra beslenme faktörleri ve bunların etkileşimlerini de gösterebiliriz. (2,3)

Bilimsel tedavi yöntemi olan homeopatinin geliştiricisi Dr. Samuel Hahnemann (1755-1843) yatkınlık (susceptibility) konusuna geniş yer vererek, kişinin hastalanmasi için iki basit faktörün gerekli olduğunu vurgulamıştır. Birincisi yatkinlik (susceptibility) ve diğeri doğal hastalığa maruz kalma; veya genel anlamda hastalığın farklı tetikleyici faktörü/ katalizorü veya stress etkenleri. Kendisi açıklamıstır ki; varlığımız, kısmen ruhsal kısmen fiziksel yönden sürekli karsit/zararlı güçlere maruz kalır, ve bu hastalık faktörleri de koşulsuzca sağlığı bozmaz. Ancak, organizmamız bu duruma yatkın (susceptibility) ve hastalık faktörlerinin saldırısı yeterince yerleşmiş olduğu zaman sağlıkta denge değişir ve biz onlar tarafından hasta düşeriz. Yoksa, onlar her zaman ve herkesde hastalık üretmezler. (§31)

Dahası, kişideki yatkınlık (susceptibility) durumu, henüz hastalık gelişmeden önce kişinin hal ve huyunda (idiosyncrasies) bazı değişimlerle kendini kanıtlayıp gösterir. (§116) Tarif edilemeyen keyifsizlik, halsizlik, arasira gelen ağrilar, yorgunluk, ve tekrarlayan şikayetler gibi bir dizi belirtiler hastaliğin tam olarak bu yerleşme zamanina rastlar. Ama bu dönemde genellikle, tetkik sonucu somut bir bulguya rastlanmaz.  

Hahnemann’ın miasm (daha cok kalıtsal) diye belirlediği, etki/güç de bireysel yatkınlığı (susceptibility) tanımladığını belirtmiştir. Anne ve babada bulunan hastalıklar genellikle çocuklarında da bulunabilir. Ama bununla birlikte, bir kardeş diğerlerinden çok farklı olarak, ya anne ya da babadan ya da her ikisinden farklı yatkınlık almış olabilir. (5)

Bugün de bilindiği gibi Hahnemann aynı şekilde yatkınlığı tetikleyen stresörleri farketti. Kendisi tetikleyici faktörlere örnek olarak, aşiri zevk veya yoksunluk, fiziksel travma, sürekli yorgunluk, soğuğa veya sıcağa maruz kalma, gerginlik içinde olma durumlarini gösterir. (§73) Günümüzde de, bireyler tekrarlayan zihinsel ve duygusal streslerle, kötü yaşam tarzı ve alışkanlıklarıyla, ve uygun olmayan ilişkilerinin yanı sıra patojenik faktörler ile uğraşmaktadir. (§5) Bu faktörler kişinin adaptasyon / homeostazını tehdit edebilir. Kişi bu stres ile yeterince bunalmış olduğunda, sağlıgi sürdürmek için tasarlanmış olan yaşam gücü, yavaş yavaş sağlıklı durumunu kaldırır, ve sanki de, mükemmel ve verimli bu faktörlere karşı değil gibi, ayar ve akordu bozularak hastalık noktasına geçer. (§72)

Kısaca, Hahnemann’a göre yatkınlık (susceptibility), hasta olmaya hazırlayıcı en temel ve belirleyici nedendir. Hastalıktan korunmak için de bu yatkınlığı etkileyerek sebep olan olaylar veya stresörlerlerinden korunmak gerekir.

Dr. Kent (1849–1916) ise yatkınlığın fonksiyonel yönüne daha fazla açıklama getirir. Herkes farklı derecelerde yatkınlığa sahiptir ve bu yüzdendir ki; bazıları hastalıkdan korunurken diğerleri hasta olur. Hastalığın bulaşıcı olduğu evrede, hastalığa sebep olan faktör, kişisel yatkınlık (susceptibility) tatmin olana dek organizmaya sürekli akar. Eger, bu akışda bir sınır olmasaydı, hastalık, kişi ölene kadar onunla çalışırdi. Ama, hastalik sebebi olan akışa, yatkınlık (susceptibility) tarafından direnç sunularak durdurulur ve böylece akiş kesilir. Kent ayrıca, doğal hastalığa maruz kalan bir kişinin ondan “kurtulduğu” zaman, aynı hastalığa artık yatkınlığı olmayacağını da belirtir. Veya diğer bir deyişle, immune sistem başka değişikliğe kadar bu hastalığa karşı bağışık olacaktır. (6)

Kent ayrıca, hastalıktan korunma konusunda yaptığı açiklamasinda, şiddetli hastalığı olan bazı insanların şiddetli bir salgın hastalığa (epidemic) yatkın olmayacağından bahseder. Kent, neden olarak; salgın hastalığa bu insanların yatkınlık eksikliği olduğunu açıklar; çünki, yeni salgın hastalık sadece farklı olduğundan değil, daha ağır ve eski olan hastalık aynı zamanda daha da güçlü olduğu içindir. (§36) Kent’in bu gözlemi Hahnemann konseptine dayalı benzemez hastalik kavraminda (Dissimilar disease) açiklanir, boylece; İki farklı hastalık vücutta karşılaştıklarında eskisi daha güçlüyse yeni geleni geri püskürtecektir. Eğer yeni gelen daha güçlüyse birbirlerini askiya alacaktir. Benzer güçlerde ama farkli organlarla ilintili ise complex hastalik formu oluşacaktir. (§43-45)

Dr. Herbert A. Roberts (1868-1940) ise yatkınlığı; organizmanın iç ve dış etkilere karşı bir reaksiyonu olup çevre koşullarına karşı geliştirdiği koruyucu bir bağışıklikda bulunduğunu açıklar. Örneğin kutup ayıları soğuk havaya bağışık iken sıcak iklime karşi duyarlıdır (susceptible). Ayni şekilde bir insan deniz kenarinda iyileşirken bir başkası rahatsız hissedip hasta olabilir. Roberts’e göre, yatkınlık bireyde bir yoksunlugun ifadesidir ve altta yatan yapısal zayıflıkdan kaynaklanmaktadır. Doyurulmasi gereken yoksunluk, aynı düzlemde bedensel olarak da ihtiyaç duyulana doğru çekim gücü gösterir. Çocukluk dönemindeki bulaşıcı hastalıklar, miasmatic (kalitsal) etkiden gelen aşırı yatkınlıkdan dolayı ortaya cikabilir. Yatkinlik, miasmatik eksikliği düzeltmek için, aynı düzlemde bulunan hastalık faktörüne doğru çekici güçle etkileşime girebilir. Yatkınlık (susceptibility) bu hastalıkla tatmin olduğunda, çocuk benzer hastalığa bağışıklık geliştirebilir. Normal yatkınlık ise, toksin ya da enfeksiyonlara karşı savunma yaparken, yiyecek ya da tedavi edici bir ilaç için de yararlı reaksiyona girebilir. Yatkınlığı ancak benzer remedi ya da benzer hastalık karşıladığında immune sistemi kurulur. (7)

 İyileşme sürecinde yatkınlık (susceptibility) önemlimidir?

Homeopatik ilaçlar benzerlik kuralına göre, hastalık yapan faktörler tarafından oluşan “doğal hastalıklar” için verilir. Böylece “doğal hastalık” tarafından akordu bozulan yaşam enerjisi daha “güçlü ve benzer ilaçla” yeniden dengelenir. Yeniden kalıcı sağlık kurulur. Hahnemann’ın benzer hastalık (similar disease) koşuluna dayanarak, iki benzer hastalık aynı zamanda bir bedende olamaz ve daha zayıf olan hastalık, güçlü tarafindan uzaklaştırılır. (§26 ) Bu nedenle, sürekli olarak hızlı bir şekilde, kesin tedavi etmek için; bir ilaç, belirtilerin bütününe karşılık gelirken, hastalığa en çok benzeyen ve hastalıkdan daha güçlü olmalıdır. (§27) Böylece, benzer ve daha güçlü olan ilaçla yaşam enerjisinde denge kurulur. (§29) Kısacası, zayıf doğal hastalık, daha güçlü benzer hastalık (benzer remedy) tarafından söndürülmüştür. İnsan vücudu, doğal hastalığa neden olan faktörlerden daha fazla yatkındır dozu iyi ayarlanmış homeopatik remedilere. Çünki uygun dozdaki remedy, doğal hastalıkdan daha güçlüdür. (§30,32)


Yatkınlık izin verdiği için hastalik faktörü organizmaya girerek sağlıklı durumu değiştirip hastalığı başlatır. Yeterli olandan, sadece biraz fazlası verilecek olan benzer remedy, yatkınlığı düzeltir. Çünki daha fazlası gerekmemektedir. Remedi sonrası belirtiler kaybolmaya ve kişi kendini iyi hissetmeye başlayınca remedy alımı kesilmelidir. Eğer uzun süreli uygulanırsa ihtiyaç fazlası olur ve hiç bir tedavi yöntemi için arzu edilen bir durum değildir. Bununla beraber, yatkınlığın niteliği ve derecesinin değişimine bağlı olarak, ilacın dozu ve derecesi de değişmelidir. (6)

Benzer semptomların düzeyine bağlı olarak, yatkinlik ve derecesi de cesitli ilaçlara karsilik gelebilir; ancak yüksek derecedeki yatkinlik en fazla benzer remediye doğru olacaktir. Bu nedenle, gücü yüksek ve gereken daha küçük miktar küratif olacaktir.(7)

Özet & Sonuç

Kişi yatkinligi (susceptibility) ebeveynlerinden miasmatic (kalitimsal) olarak alabilir. Aynı zamanda sperm ve yumurtanın üretimi sırasında ruhsal durum ve koşullar tarafından da etkilenir. Bütün bunlar bir etkileşim olarak kişinin miasmatic altyapısını belirler. Doğumdan ergenliğe kadar geçen yaş dönemlerindeki çevresel faktörler de yatkınlığı etkileyebilir. Ayrıca, gebelik döneminde yaşanan herhangi bir etki örneğin kaygı, gerginlik, hastalıklar, sigara, alkolizm veya kötü beslenme gibi faktorler bireyin yatkınlığı (susceptibility) üzerinde etkisi olabilir. Yatkinlığın derecesi herkese göre farklılıklar gösterdiği gibi, ayni kişi için de farklı zamanlarda derecesi de farklı olabilir. Böylece, patojenik faktörler de ne herkesi, ne de tüm zamanlarda aynı kişiyi aynı şekilde etkilemez.

Yatkınlık (susceptibility) bir hastalığın temel nedenidir. Homeopatik yöntem bu temel nedeni adres gösterdiğinden dolayı, kişiye özgü tedavi sağlaması ve herhangi bir yan etkisi olmadan kişinin kalıcı sağlığına kavuşmasında başarılıdir. Kısacası, yatkınlığa ancak “benzer hastalık” veya benzer remediyle tatminlik sağlanır ve immune sistem yeniden kurulur.
Genel olarak, yatkınlık (susceptibility), hastanin doğru değerlendirilmesinde, ilacin dozu ve derecesinin (potens) seçiminde en önemli yol olarak kabul edilir.




Referanslar.

1- N.J. Dimmock et al. Introduction to Modern Virology, 6th Edition”. Blackwell Publishing, 2007

2- Rahim F, Hajizamani S, Mortaz E, Ahmadzade A, Shahjahani M, Shahrabi S, Saki N. Molecular Regulation of Bone Marrow Metastasis in Prostate and Breast Cancer. Bone Marrow Research. Volume 2014 (2014), Article ID 405920,

3- U.S. National Library of Medicine. Genetics Home References. What does it mean to have a genetic predisposition to a disease? 2016

4- Hahnemann S. “Organon of the Medicine”, Fifth & Sixth ed. Combined. B.Jain Publishers. 2007

5- Croce A.J. Thought Behind the Action - What are miasms? [Internet] 2000 [updated 2015; cited 2000 Sep]. Available from: http://www.homeopathycenter.org/homeopathy-today/thought-behind-action-what-are-miasms

6- Kent J.T. “Lectures on Homoeopathic Philosophy” 7th ed. B.Jain Publishers. 2007


7- Roberts H.A  “The Principles and Art of Cure of Homoeopathy” Reprint edition 2003-2004.


2 yorum: