21 Temmuz 2016 Perşembe

Hastalık belirtilerinin bütünü ve kişiye özgü ilaç (remedy)

Hahnemann, hastalığın, sadece kişiye acı veren bir dizi fiziksel ve zihinsel belirtilerden ibaret olmadığını belirtmiştir. O inanmıştır ki hastalık; kişinin, hastalık patojenine karşı mümkün olan en iyi cevabı veren savunma mekanizmasının etkileşiminde, yaşam gücünün (vital force) rahatsızlanmasıdır. Tüm varlıkların yaşamını sürdürmek için gereken bu temel enerji kendini sağlık ve güç olarak ifade ederken, balansının bozulmasi ve/veya zayıflaması durumunda da hastalık ve güçsüzlük olarak kendini gösterir. İçsel ve/veya dışsal hastalık faktörlerine karşı ilk önce yaşam gücü bozulur. (§11)

Fiziksel bedende yaşamı sağlayan veya dengeleme mekanizması olarak bulunan bu güç, rahatsızlık durumunda da kendini ilk olarak, bir dizi belirtilerle tezahür ettirir. Hastalık belirti ve bulguları, savunma mekanizmasının işleyişini algılamanın tek yoludur. Organizmanın parçası olan objektif ve subjektif belirti ve bulgular, yine organizmanin kendi kendini iyileştirmesi için üretilmektedir. Hahnemann açıkça işaret etmiştir ki; hastalık belirtilerinin tamami tek göstergedir. Tek şey, hekim hastalığı ortadan kaldırmak için kişinin her durumunu dikkatle ele almalı; ve ancak o zaman tedavi, sağlık haline dönüşerek sanatını göstermiş olacaktir. (§7)

Üstelik, hastalık belirtilerinin bütünü, kişiye ait homeopatik ilaç seçiminde rehber olarak işaret eder. Yani onlar, homeopatik teşhis aracıdır. Bu kesin gercekden itibaren, semptomların bütünü dışında hiçbir şey, hastalığı tespit edemeyebilir.  Bu vasıtayla; yardim ihtiyacını işaret eden sinyallerle vücudumuz tespit edilebilir. Hasta bireyin tüm semptomlarının toplamı, tek göstergedir ve remedi seçiminde bize doğrudan tek rehber olmalıdır. (§18)

Hastanın belirtilerinin bütününü almak, bütün belirtileri toplamak demek midir?
Belirtilerin bütünu demek; hastanın bütün belirtilerini, “kişiselliğinde” tutarlılığa sahip bir şekilde, ahenk ve uyumlu bir bütünlükte, mantıksal formda birleştirmektir. Teknik olarak, bütünlük, semptomların sayısal azlığı veya çokluğuyla ilgili değildir. Üstelik, " bütünlük ", kişinin, tesadüfi olarak, rastgele, ve öylece gelişigüzel bulunan belirtilerinin hepsini toplamak demek de değildir. Zira, ilaç belirtileri, Materia Medica da (homeopatik ilaç rehberi) sebep ve uyum icerisinde, rastgele cıkmış benzer patolojik belirtiler olarak ispatlanir. (2)

Her ilaç, kendine özgü, karakteristik (peculiar) bir şekilde insan üzerinde etkilidir ve kendine özgü olan bu etki, başka bir tibbi maddeden tam olarak aynı şekilde üretilemez. (§118) Hatta ayni aileden gelen bir grup bitki, ortak bir karakterle benzer etki gösterseler bile, tek tek hepsinin kendine özgü ayırdedici özelliği vardir. Örneğin Solanaceae ailesinden olan, bir grup bilinen homeopatik remedilerden Belladonna, Hyoscyamus, Stramonium, Solanum nigrum, daha fazla narkotik özelliğiyle genel olarak beyin üzerinde etkili olurken; Tabacum da yine ayni aileden narkotik karakteri ile beyinde etkisi olduğu halde, daha cok gastrik belirtileri şiddetli mide bulantisi ve kusma olup, sonraki aşamada da kalp üzerinde etki gösterir. Üstelik, Bell, Hyos ve Stram kendi aralarinda daha fazla benzer ve hemen hemen ayni olsalar bile, her zaman birbirlerini takip etmezler. Bell ve Hyos’un bazi belirtileri (symptoms) birbirine karşittir (opposite). Hatta birbirlerini bazen antidote olabilirler, özellikle cilt belirtilerinde. Solanum nigrumun belirgin etkisi ise baş ve göz bölgesiyle beraber, solunum sistemindeki belirtilerle kendini gösterir. (3,4)  

Dulcamara daha az miktar Solanine içerdiğinden daha az narkotikdir. Belirtileri, bagirsaklarda sikinti (griping) veren ağrıyla, spasm ve bilinçsizlik (unconsciousness) takip eder. Dulcamara ayrica, soğuk/nemli ve aniden değişen havayla kötüleşen romatizmada; sinir sistemi, cilt ve boşaltım sistemi üzerinde etkisi vardir. Capsicum ise yine daha az narkotik etkiye sahip olmakla beraber, diğer aile üyelerinden farkli olarak (irritant/acrid) tahriş edici ve keskinliği ile daha cok cilt üzerinde (blister) kabartı olarak ortaya çıkar. (3,4)   

Hastalık resmi (ilaç resmi) yine onun belirtilerinden elde edilir ve homeopatide amacimiz içsel tutarlılığı olan bir kompozisyonla beraber, ayni zamanda kişisel portre de olmalıdır. Bütünlük, kişinin hastalığının içsel özü/mahiyetini (essence) yansıtırken, gerekli diğer detaylarla da; benzer nitelikteki diğer hastalıklarin (benzer ilaclarlar) semptomatik karşılaştırılmasıyla “bireysellestirmede” ayırt etmek gerekir. Bunun için Hahnemann hastanın belirtilerinin bütününü alırken, hastaliğa katkıda bulunan alttaki miasm ve hastalığa ortaklık eden (accessory) koşulları göz ardı etmeyin diye bahseder. (§7) Örneğin arthritis olan bir kişinin, sadece hareketle kötüleşip, dinlenmeye iyi olan eklem ağrılarına dayalı olarak tedavi etmeye çalışildığında, hastalığın özünde küratif etki olmayacaktır.
Kişinin ailesinin ve kendisinin tibbi hikayesi, fiziksel, zihinsel ve duygusal düzleminin yanında, daha fazlası olarak, kişinin doğumla gelen ve/veya sonradan kazanılan hastalık eğilimini (susceptibility) anlamak gerekir. Buna iliştirilmiş olarak; kişinin yeme içme alişkanliği, uyku durumu, yaşam biçimi, mesleği, hangi kültür ve çevre içerisinde bulunduğu gibi diğer koşullar da hastaliğa sebep veya katkida bulunarak yaşam gücünü bozar.

Titiz ve hassas bir sekilde yapilan görüşmeyle elde edilen hastanin belirtilerinin bütünüyle, bozulan yaşam gücü doğru bir şekilde değerlendirilmelidir. Hastalığa sepeb olan factör(ler), kalıtsal (miasmatic) yatkınlık, ve hastanin patolojik olmayan kişiliği tam olarak anlaşılmalıdır. Böylece Hahnemann; eğer toplam belirtiler resmi tam olarak gözlemlendiyse görevin en zor kismı yapılmıştır diye belirtir.   

Kaynaklar:

1- Hahnemann S. “Organon of the Medicine”, Fifth & Sixth ed. Combined. B.Jain Publishers. 2007
2- Close S. The Genius of Homoeopathy; Lectures and Essays on Homoeopathic Philosophy. B.Jain Publishers 2000
3- Farrington E.A. Lectures on Clinical Materia Medica in Famıly Order. Reprinted ed. B.Jain Publishers. 2006.
4- Boericke W. Boericke’s New Manuel of Homeopatic Materia Medica with Repertory. Reprinted ed. B.Jain Publishers. 2007

25 Haziran 2016 Cumartesi


Yatkınlık (Susceptibility)

Her ekosistemin bileşeni olan, canlı varlık mikroorganizmalar yeryüzündeki yaşamın devamlılıği açısından vazgeçilmezdir. Azot döngüsünü sağlaması, çevre koruması, tıbbi teknoloji, gıda işleme, ve toprağın verimi gibi birçok yerde eşsiz rolleri vardır. Bunların bazıları ise hastalık oluşturma potansiyeli olarak patojenik mikroorganizmalardir. (1) Ancak, hastalık yalnızca mikrobiyal patojenin yönettiği değil, daha çok bireysel yatkınlıkla (susceptibility) patojen arasındaki dinamik etki, artı çevresel maruziyetle beraber üçlü bir eylemdir. Hatta, yatkınlık için nihai nedenler olarak şüpheli genleri, kazanılmış faktörleri ve çevre risklerinin yanı sıra beslenme faktörleri ve bunların etkileşimlerini de gösterebiliriz. (2,3)

Bilimsel tedavi yöntemi olan homeopatinin geliştiricisi Dr. Samuel Hahnemann (1755-1843) yatkınlık (susceptibility) konusuna geniş yer vererek, kişinin hastalanmasi için iki basit faktörün gerekli olduğunu vurgulamıştır. Birincisi yatkinlik (susceptibility) ve diğeri doğal hastalığa maruz kalma; veya genel anlamda hastalığın farklı tetikleyici faktörü/ katalizorü veya stress etkenleri. Kendisi açıklamıstır ki; varlığımız, kısmen ruhsal kısmen fiziksel yönden sürekli karsit/zararlı güçlere maruz kalır, ve bu hastalık faktörleri de koşulsuzca sağlığı bozmaz. Ancak, organizmamız bu duruma yatkın (susceptibility) ve hastalık faktörlerinin saldırısı yeterince yerleşmiş olduğu zaman sağlıkta denge değişir ve biz onlar tarafından hasta düşeriz. Yoksa, onlar her zaman ve herkesde hastalık üretmezler. (§31)

Dahası, kişideki yatkınlık (susceptibility) durumu, henüz hastalık gelişmeden önce kişinin hal ve huyunda (idiosyncrasies) bazı değişimlerle kendini kanıtlayıp gösterir. (§116) Tarif edilemeyen keyifsizlik, halsizlik, arasira gelen ağrilar, yorgunluk, ve tekrarlayan şikayetler gibi bir dizi belirtiler hastaliğin tam olarak bu yerleşme zamanina rastlar. Ama bu dönemde genellikle, tetkik sonucu somut bir bulguya rastlanmaz.  

Hahnemann’ın miasm (daha cok kalıtsal) diye belirlediği, etki/güç de bireysel yatkınlığı (susceptibility) tanımladığını belirtmiştir. Anne ve babada bulunan hastalıklar genellikle çocuklarında da bulunabilir. Ama bununla birlikte, bir kardeş diğerlerinden çok farklı olarak, ya anne ya da babadan ya da her ikisinden farklı yatkınlık almış olabilir. (5)

Bugün de bilindiği gibi Hahnemann aynı şekilde yatkınlığı tetikleyen stresörleri farketti. Kendisi tetikleyici faktörlere örnek olarak, aşiri zevk veya yoksunluk, fiziksel travma, sürekli yorgunluk, soğuğa veya sıcağa maruz kalma, gerginlik içinde olma durumlarini gösterir. (§73) Günümüzde de, bireyler tekrarlayan zihinsel ve duygusal streslerle, kötü yaşam tarzı ve alışkanlıklarıyla, ve uygun olmayan ilişkilerinin yanı sıra patojenik faktörler ile uğraşmaktadir. (§5) Bu faktörler kişinin adaptasyon / homeostazını tehdit edebilir. Kişi bu stres ile yeterince bunalmış olduğunda, sağlıgi sürdürmek için tasarlanmış olan yaşam gücü, yavaş yavaş sağlıklı durumunu kaldırır, ve sanki de, mükemmel ve verimli bu faktörlere karşı değil gibi, ayar ve akordu bozularak hastalık noktasına geçer. (§72)

Kısaca, Hahnemann’a göre yatkınlık (susceptibility), hasta olmaya hazırlayıcı en temel ve belirleyici nedendir. Hastalıktan korunmak için de bu yatkınlığı etkileyerek sebep olan olaylar veya stresörlerlerinden korunmak gerekir.

Dr. Kent (1849–1916) ise yatkınlığın fonksiyonel yönüne daha fazla açıklama getirir. Herkes farklı derecelerde yatkınlığa sahiptir ve bu yüzdendir ki; bazıları hastalıkdan korunurken diğerleri hasta olur. Hastalığın bulaşıcı olduğu evrede, hastalığa sebep olan faktör, kişisel yatkınlık (susceptibility) tatmin olana dek organizmaya sürekli akar. Eger, bu akışda bir sınır olmasaydı, hastalık, kişi ölene kadar onunla çalışırdi. Ama, hastalik sebebi olan akışa, yatkınlık (susceptibility) tarafından direnç sunularak durdurulur ve böylece akiş kesilir. Kent ayrıca, doğal hastalığa maruz kalan bir kişinin ondan “kurtulduğu” zaman, aynı hastalığa artık yatkınlığı olmayacağını da belirtir. Veya diğer bir deyişle, immune sistem başka değişikliğe kadar bu hastalığa karşı bağışık olacaktır. (6)

Kent ayrıca, hastalıktan korunma konusunda yaptığı açiklamasinda, şiddetli hastalığı olan bazı insanların şiddetli bir salgın hastalığa (epidemic) yatkın olmayacağından bahseder. Kent, neden olarak; salgın hastalığa bu insanların yatkınlık eksikliği olduğunu açıklar; çünki, yeni salgın hastalık sadece farklı olduğundan değil, daha ağır ve eski olan hastalık aynı zamanda daha da güçlü olduğu içindir. (§36) Kent’in bu gözlemi Hahnemann konseptine dayalı benzemez hastalik kavraminda (Dissimilar disease) açiklanir, boylece; İki farklı hastalık vücutta karşılaştıklarında eskisi daha güçlüyse yeni geleni geri püskürtecektir. Eğer yeni gelen daha güçlüyse birbirlerini askiya alacaktir. Benzer güçlerde ama farkli organlarla ilintili ise complex hastalik formu oluşacaktir. (§43-45)

Dr. Herbert A. Roberts (1868-1940) ise yatkınlığı; organizmanın iç ve dış etkilere karşı bir reaksiyonu olup çevre koşullarına karşı geliştirdiği koruyucu bir bağışıklikda bulunduğunu açıklar. Örneğin kutup ayıları soğuk havaya bağışık iken sıcak iklime karşi duyarlıdır (susceptible). Ayni şekilde bir insan deniz kenarinda iyileşirken bir başkası rahatsız hissedip hasta olabilir. Roberts’e göre, yatkınlık bireyde bir yoksunlugun ifadesidir ve altta yatan yapısal zayıflıkdan kaynaklanmaktadır. Doyurulmasi gereken yoksunluk, aynı düzlemde bedensel olarak da ihtiyaç duyulana doğru çekim gücü gösterir. Çocukluk dönemindeki bulaşıcı hastalıklar, miasmatic (kalitsal) etkiden gelen aşırı yatkınlıkdan dolayı ortaya cikabilir. Yatkinlik, miasmatik eksikliği düzeltmek için, aynı düzlemde bulunan hastalık faktörüne doğru çekici güçle etkileşime girebilir. Yatkınlık (susceptibility) bu hastalıkla tatmin olduğunda, çocuk benzer hastalığa bağışıklık geliştirebilir. Normal yatkınlık ise, toksin ya da enfeksiyonlara karşı savunma yaparken, yiyecek ya da tedavi edici bir ilaç için de yararlı reaksiyona girebilir. Yatkınlığı ancak benzer remedi ya da benzer hastalık karşıladığında immune sistemi kurulur. (7)

 İyileşme sürecinde yatkınlık (susceptibility) önemlimidir?

Homeopatik ilaçlar benzerlik kuralına göre, hastalık yapan faktörler tarafından oluşan “doğal hastalıklar” için verilir. Böylece “doğal hastalık” tarafından akordu bozulan yaşam enerjisi daha “güçlü ve benzer ilaçla” yeniden dengelenir. Yeniden kalıcı sağlık kurulur. Hahnemann’ın benzer hastalık (similar disease) koşuluna dayanarak, iki benzer hastalık aynı zamanda bir bedende olamaz ve daha zayıf olan hastalık, güçlü tarafindan uzaklaştırılır. (§26 ) Bu nedenle, sürekli olarak hızlı bir şekilde, kesin tedavi etmek için; bir ilaç, belirtilerin bütününe karşılık gelirken, hastalığa en çok benzeyen ve hastalıkdan daha güçlü olmalıdır. (§27) Böylece, benzer ve daha güçlü olan ilaçla yaşam enerjisinde denge kurulur. (§29) Kısacası, zayıf doğal hastalık, daha güçlü benzer hastalık (benzer remedy) tarafından söndürülmüştür. İnsan vücudu, doğal hastalığa neden olan faktörlerden daha fazla yatkındır dozu iyi ayarlanmış homeopatik remedilere. Çünki uygun dozdaki remedy, doğal hastalıkdan daha güçlüdür. (§30,32)


Yatkınlık izin verdiği için hastalik faktörü organizmaya girerek sağlıklı durumu değiştirip hastalığı başlatır. Yeterli olandan, sadece biraz fazlası verilecek olan benzer remedy, yatkınlığı düzeltir. Çünki daha fazlası gerekmemektedir. Remedi sonrası belirtiler kaybolmaya ve kişi kendini iyi hissetmeye başlayınca remedy alımı kesilmelidir. Eğer uzun süreli uygulanırsa ihtiyaç fazlası olur ve hiç bir tedavi yöntemi için arzu edilen bir durum değildir. Bununla beraber, yatkınlığın niteliği ve derecesinin değişimine bağlı olarak, ilacın dozu ve derecesi de değişmelidir. (6)

Benzer semptomların düzeyine bağlı olarak, yatkinlik ve derecesi de cesitli ilaçlara karsilik gelebilir; ancak yüksek derecedeki yatkinlik en fazla benzer remediye doğru olacaktir. Bu nedenle, gücü yüksek ve gereken daha küçük miktar küratif olacaktir.(7)

Özet & Sonuç

Kişi yatkinligi (susceptibility) ebeveynlerinden miasmatic (kalitimsal) olarak alabilir. Aynı zamanda sperm ve yumurtanın üretimi sırasında ruhsal durum ve koşullar tarafından da etkilenir. Bütün bunlar bir etkileşim olarak kişinin miasmatic altyapısını belirler. Doğumdan ergenliğe kadar geçen yaş dönemlerindeki çevresel faktörler de yatkınlığı etkileyebilir. Ayrıca, gebelik döneminde yaşanan herhangi bir etki örneğin kaygı, gerginlik, hastalıklar, sigara, alkolizm veya kötü beslenme gibi faktorler bireyin yatkınlığı (susceptibility) üzerinde etkisi olabilir. Yatkinlığın derecesi herkese göre farklılıklar gösterdiği gibi, ayni kişi için de farklı zamanlarda derecesi de farklı olabilir. Böylece, patojenik faktörler de ne herkesi, ne de tüm zamanlarda aynı kişiyi aynı şekilde etkilemez.

Yatkınlık (susceptibility) bir hastalığın temel nedenidir. Homeopatik yöntem bu temel nedeni adres gösterdiğinden dolayı, kişiye özgü tedavi sağlaması ve herhangi bir yan etkisi olmadan kişinin kalıcı sağlığına kavuşmasında başarılıdir. Kısacası, yatkınlığa ancak “benzer hastalık” veya benzer remediyle tatminlik sağlanır ve immune sistem yeniden kurulur.
Genel olarak, yatkınlık (susceptibility), hastanin doğru değerlendirilmesinde, ilacin dozu ve derecesinin (potens) seçiminde en önemli yol olarak kabul edilir.




Referanslar.

1- N.J. Dimmock et al. Introduction to Modern Virology, 6th Edition”. Blackwell Publishing, 2007

2- Rahim F, Hajizamani S, Mortaz E, Ahmadzade A, Shahjahani M, Shahrabi S, Saki N. Molecular Regulation of Bone Marrow Metastasis in Prostate and Breast Cancer. Bone Marrow Research. Volume 2014 (2014), Article ID 405920,

3- U.S. National Library of Medicine. Genetics Home References. What does it mean to have a genetic predisposition to a disease? 2016

4- Hahnemann S. “Organon of the Medicine”, Fifth & Sixth ed. Combined. B.Jain Publishers. 2007

5- Croce A.J. Thought Behind the Action - What are miasms? [Internet] 2000 [updated 2015; cited 2000 Sep]. Available from: http://www.homeopathycenter.org/homeopathy-today/thought-behind-action-what-are-miasms

6- Kent J.T. “Lectures on Homoeopathic Philosophy” 7th ed. B.Jain Publishers. 2007


7- Roberts H.A  “The Principles and Art of Cure of Homoeopathy” Reprint edition 2003-2004.